YargıtayYargıtay kararları
Yargıtay, adli yargı kolunun en üst derece mahkemesidir ve ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme mercii olarak görev yapar.
Bu mahkeme hakkında
Yetki alanı, daire yapısı ve kapsadığı hukuki meseleler.
Anayasanın 154. maddesi ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu çerçevesinde örgütlenen Yargıtay, adli yargıda içtihat birliğini sağlamakla yükümlüdür. Hukuk ve ceza daireleri olmak üzere iki ana kola ayrılan Yargıtay, her biri belirli hukuki konularda ihtisaslaşmış dairelerle çalışır. Hukuk genel kurulu ve ceza genel kurulu, daireler arası görüş ayrılıklarını ve süregelen içtihat farklılıklarını giderir; içtihadı birleştirme kararları tüm alt mahkemeler için bağlayıcıdır. Yargıtay, bozma kararlarında ilk derece mahkemelerine yol gösterir ve verdiği içtihatlarla iş hukuku, borçlar hukuku, icra ve iflas hukuku, aile hukuku, ceza hukuku ve ticaret hukukunun uygulama çerçevesini çizer. Temyiz aşamasında hukuka aykırılık denetimi yapılır; maddi olgunun yeniden değerlendirilmesi kural olarak mümkün değildir. Bu rehberlik işlevi nedeniyle Yargıtay kararları, avukatların dilekçe ve savunmalarında en sık başvurdukları birincil kaynaklardandır. iAvukat arşivinde 9. HD’nin iş hukuku, 2. HD’nin aile hukuku, 4. CD ve 8. CD’nin ceza, 3. HD ve 6. HD’nin kira-eşya hukuku, 13. HD’nin tüketici ve 11. HD’nin ticaret ağırlıklı kararları editoryal özetle sunulur. Her karar, esas ve karar numarası, tarih, daire bilgisi ve anahtar kelimeleriyle birlikte indekslenir.
24 editoryal karar
Sayfa 1/2 · 20 kayıt görüntüleniyor.
SGK — hizmet tespiti davası ve ispat
Davacı işçi, davalı işverende sigortasız olarak çalıştığı dönemlerin SGK kayıtlarına işlenmesini talep etmiştir. 5510 sayılı SSGSSK m. 86 uyarınca hizmet tespiti davasında çalışmanın kesintisizlik, süreklilik ve ücret ödeme gibi unsurları ispatı aranır. Tanık beyanları ile hem aynı işyerindeki sigortalı diğer işçiler hem de bağımsız tanıkların birbirini doğrulaması gerekir. Somut olayda beş tanığın beyanı, işyeri defterleri ve ücret ödeme kayıtları çalışmanın fiilen gerçekleştiğini göstermektedir. SGK’nın davaya katılımı da yasal zorunluluktur. Davanın kabulü isabetlidir.
Hakaret suçu — sosyal medya paylaşımı ve alenilik
Sanık, katılanı sosyal medyada paylaştığı ifadelerle aşağılamakla itham edilmiştir. İlk derece mahkemesi, paylaşımın yalnızca sanığın arkadaş listesinde görülebildiğini gerekçesiyle hakaret suçunu aleniyet unsuru oluşmadığı gerekçesiyle TCK m. 125/1 çerçevesinde değerlendirmiş, cezayı belirlemiştir. Dairemiz TCK m. 125/4 kapsamında aleniyet unsurunun, paylaşımın herhangi bir sayıda kişinin görmesine açık olması halinde oluşacağını, yüzlerce kişinin arkadaş listesinde yer aldığı bir paylaşımın kamuya açık sayılmasa dahi aleniyet unsurunu karşılayabileceğini değerlendirmiştir. Ancak somut olayda paylaşımın yapıldığı hesabın gizli olduğu, yalnızca 38 kişinin erişimi bulunduğu dosyadan anlaşılmaktadır. Bu durumda aleniyet unsurunun oluşmadığı kabulü hatalı değildir. Ceza miktarının tayini ise TCK m. 61 kapsamında ölçülüdür.
Boşanma — evlilik birliğinin temelden sarsılması ve kusur
Davacı kadın, davalı erkeğin sürekli hakaret, ekonomik baskı ve aile bireylerine saygısızlık eylemleri nedeniyle evlilik birliğinin temelden sarsıldığını ileri sürerek boşanma ve manevi tazminat talep etmiştir. Davalı, davacının geçimsiz tutumunun da boşanmada kusurlu olduğunu savunmuştur. Mahkeme tarafların eşit kusurlu olduğuna karar vermiş, manevi tazminatı reddetmiştir. Dairemiz, tanık beyanları ve mesaj çıktıları ile davalı erkeğin süreklilik arz eden hakaret ve duygusal şiddet eylemlerinin sabit olduğunu, buna karşılık davacı kadına atfedilen kusurun yalnızca birkaç dönemsel tartışmadan ibaret bulunduğunu tespit etmiştir. TMK m. 166/1 uyarınca ağır kusurlu olmayan taraf diğerinden manevi tazminat isteyebilir (TMK m. 174/2). Somut olayda kusur dağılımı eşit değildir; davalı erkek ağır kusurludur. Bu durumda kadının manevi tazminat talebinin değerlendirilmesi gerekir.
Dolandırıcılık — bilişim sistemleri aracılığıyla nitelikli hal
Sanık, katılanı sahte e-ticaret sitesi üzerinden satış yapıyor gibi göstererek banka havalesi yoluyla para almakla suçlanmıştır. TCK m. 158/1-f uyarınca bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenen dolandırıcılık nitelikli haldir. Somut olayda sanığın IP ve banka hesap kayıtları ile eylemin sabit olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca aynı yöntemle birden fazla mağdurun bulunması zincirleme suç oluşturur (TCK m. 43). Ceza tayininde bu unsurlar ayrı ayrı uygulanmıştır; ceza miktarı yerindedir.
Fazla çalışma ücreti ve takdiri indirim
Davacı, haftalık 45 saati aşan fazla çalışma yaptığını ileri sürerek fazla mesai ücretinin tahsilini talep etmiştir. Tanık beyanları ile davacının günde ortalama 11-12 saat çalıştığı kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi fazla mesai alacağında %30 oranında takdiri indirim uygulayarak davayı kısmen kabul etmiş, davacı vekili indirimin fazla yapıldığı yönünde istinafta bulunmuştur. Dairemiz yerleşik içtihadına göre yazılı belge yerine tanık beyanına dayanılarak hesaplanan fazla çalışmada hesap hatalarını dengelemek amacıyla hâkim tarafından takdiri indirim uygulanabilir; ancak bu indirim %20-30 bandını aşmamalıdır ve indirim yapılırken maaş bordroları, puantaj ve işyeri organizasyonu bütüncül değerlendirilmelidir. Somut olayda işveren çalışma süresini kontrol edecek kayıt tutmamış, davacı işçinin çalışma düzeni aralıksız 6 yıl boyunca benzerdir. Bu çerçevede %30 indirim üst sınıra yakındır ve gerekçelendirilmesi zayıftır. Yeniden değerlendirme ile indirim oranının makul seviyeye çekilmesi gerekir.
Tüketici işlemi — ayıplı araç ve bedel iadesi
Davacı tüketici, satın aldığı sıfır araçtaki motor arızalarının giderilmemesi nedeniyle sözleşmeden dönerek bedel iadesi talep etmiştir. TKHK m. 11 uyarınca tüketici ayıplı mal karşısında ücretsiz onarım, değişim, bedel iadesi veya indirim haklarından birini seçebilir. Somut olayda aynı tipte tekrarlayan arızanın altı ay içinde üç kez ortaya çıkması, TKHK m. 11/3 uyarınca mali açıdan onarım külfetinin makul olmadığını gösterir. Ayrıca üreticinin garanti yükümlülüğü TKHK m. 58 uyarınca devam ettiğinden bedel iadesi talebi yerindedir. Davacının satın alma bedelini yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi doğrudur.
Muris muvazaası — mirastan mal kaçırma ve tapu iptali
Davacılar murisin sağlığında yaptığı taşınmaz devirlerinin bedelsiz ve mirastan mal kaçırma amacıyla olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiştir. Muris muvazaası, 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında değerlendirilir. Devrin satış olarak gösterilmesine karşın gerçek iradenin bağışlama olması ve saklı paylı mirasçıları mal kaçırma amacı bulunması şarttır. Somut olayda murisin tüm taşınmazlarını sadece bir çocuğa devretmesi, bedel ödendiğine dair banka kaydının bulunmaması ve muvazaa iddiasını destekleyen tanık beyanları karşısında devirlerin muvazaalı olduğu kabul edilmelidir. Tapu iptali ve tescil talebi kabul edilmelidir.
Kıdem tazminatı tavanı ve son brüt ücret hesabı
Davacı işçi, 12 yıl süreyle davalı işyerinde çalıştıktan sonra ekonomik nedenlerle iş sözleşmesinin işverence feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağının tahsilini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi davayı kısmen kabul etmiş, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi kıdem tazminatına esas ücretin belirlenmesinde yalnızca çıplak brüt ücretin esas alındığı, oysa işçiye düzenli olarak ödenen yol ve yemek yardımlarının da giydirilmiş brüt ücrete dahil edilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı kaldırmıştır. Dairemizin yerleşik içtihadına göre İş Kanunu ve 1475 sayılı Kanun m. 14 uygulamasında kıdem tazminatına esas ücret, işçinin son aldığı çıplak brüt ücretine ek olarak para veya parayla ölçülebilen sosyal yardımların eklenmesiyle bulunan giydirilmiş brüt ücrettir. Ayrıca kıdem tazminatı tavanının, fesih tarihinde yürürlükte olan en yüksek devlet memuru emeklilik ikramiyesi üzerinden hesaplanması zorunludur. Somut olayda yol ve yemek ödemelerinin düzenliliği tanık beyanlarıyla sabit olduğundan bilirkişi raporunda bu kalemlerin eklenmemesi hatalıdır. Bu nedenle hesaplamanın giydirilmiş ücret üzerinden yeniden yapılması gerekir.
İşçinin haklı fesih hakkı — ücretin ödenmemesi
Davacı işçi, üç aylık ücretinin ödenmemesi nedeniyle İş Kanunu m. 24/II-e uyarınca haklı olarak iş sözleşmesini feshettiğini ileri sürmüş, kıdem tazminatı talep etmiştir. Dairemiz ücretin esaslı unsur olduğunu, tek bir ay bile gecikmenin işçiye haklı fesih hakkı verebileceğini hatırlatmıştır. Somut olayda üç aylık gecikme açık ve süreklidir; işçinin fesih hakkı yerindedir. Kıdem tazminatı talebi kabul edilmelidir. Ayrıca fesih tarihinden itibaren en yüksek mevduat faizi uygulanır.
Kira bedelinin TÜFE tavanı ile sınırlandırılması
Davacı kiraya veren, konut niteliğindeki taşınmazın kira bedelinin yenileme dönemi için TÜFE oranının üzerinde artırılmasını talep etmiştir. Davalı kiracı, TBK m. 344 uyarınca artışın TÜFE 12 aylık ortalamasını geçemeyeceğini savunmuştur. Mahkeme, taşınmazın emsallerle kıyaslanması sonucunda hakkaniyet ilkesi çerçevesinde daha yüksek bir artış belirlemiştir. Dairemiz TBK m. 344/1 hükmünün emredici nitelikte olduğunu, yenileme dönemi kira bedelinin bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamaları geçmemek koşuluyla belirleneceğini hatırlatmıştır. Emsal kira ile karşılaştırma yalnızca beş yıllık sürenin sonunda kira tespit davasında gündeme gelebilir. Yenileme döneminde TÜFE tavanının aşılması mümkün değildir. Ayrıca 2022-2024 yılları için yürürlükteki %25 tavanı uygulaması da ayrıca gözetilmelidir.
İcra takibine itiraz — süresinde itiraz ve tebligat
Borçlu, ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğini, bu nedenle itiraz süresinin tebliği öğrendiği tarihten başlaması gerektiğini ileri sürerek itiraz süresinin iadesini ve takibin iptalini talep etmiştir. Tebligat Kanunu m. 32 uyarınca muhatabın tebligattan haberdar olduğu tarih esas alınır. Somut olayda tebligatın muhatabın eski adresine yapıldığı, borçlunun güncel adresinin kurumsal kayıtlarda mevcut olduğu tespit edilmiştir. İcra ve İflas Kanunu m. 62 uyarınca itiraz süresi ödeme emrinin tebliğinden itibaren başlar; usulsüz tebliğ halinde öğrenme tarihinden itibaren 7 günlük süre işler. Borçlu bu süre içinde itiraz etmiş olduğundan itirazı geçerlidir.
Manevi tazminat — kişilik haklarına saldırı
Davacı, davalının kendisi hakkında basın organında asılsız iddialar yayınlaması üzerine kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat talep etmiştir. TMK m. 24 ve TBK m. 58 uyarınca kişilik haklarına hukuka aykırı saldırı halinde zarar gören manevi tazminat isteyebilir. Basın özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki dengede, haberin gerçeklik, güncellik, kamu yararı ve özle biçim arasındaki denge kriterleri uygulanır. Somut olayda yayın konusu olayın gerçekliği kanıtlanamamış, özle biçim dengesi aşılmıştır. Manevi tazminat hakkaniyet ilkesine göre takdir edilir.
İş kazası — kusur oranı ve manevi tazminat belirlenmesi
Davacı, iş kazası sonucu %38 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığını belirterek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi bilirkişi raporuyla davalı işverenin %70, davacı işçinin %30 kusurlu olduğunu kabul etmiş ve tazminatı buna göre hesaplamıştır. Dairemiz, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında işverenin objektif özen yükümlülüğünün ağırlaştırılmış olduğunu vurgulayarak kusur oranının değerlendirilmesinde işçinin kişisel kusurunun, işverenin organizasyon ve denetim hatalarının önüne geçemeyeceği ilkesini uygulamıştır. Somut olayda işverenin iş sağlığı uzmanı görevlendirmediği, periyodik eğitim ve talimat vermediği, koruyucu ekipmanı düzenli kontrol etmediği tespit edilmiştir. Bu eksiklikler karşısında işçinin dikkatsizliği ancak çok sınırlı bir kusur oranı olarak değerlendirilebilir. Manevi tazminatın belirlenmesinde ise olayın özellikleri, tarafların ekonomik-sosyal durumu, davacının hayat boyu sürecek sakatlığı ve hakkaniyet birlikte değerlendirilmelidir. Hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz olduğu anlaşıldığından yeniden takdiri gerekir.
Haksız rekabet — eski çalışanın müşteri listesi kullanımı
Davacı şirket, eski satış müdürü davalının ayrılmasından sonra kendi adına kurduğu şirket üzerinden davacının müşteri portföyünü kullanarak haksız rekabet oluşturduğunu iddia etmiştir. TTK m. 55 kapsamında dürüstlük kurallarına aykırı davranışlar haksız rekabet teşkil eder. Dairemiz iş sözleşmesindeki rekabet yasağının süresi ve coğrafi sınırı belirli olmalı, TBK m. 444 vd. uyarınca işçinin çalışma özgürlüğünü aşırı kısıtlamamalıdır. Somut olayda rekabet yasağı sözleşmesi 3 yıl ve tüm Türkiye için öngörülmüştür ki bu hem süre hem coğrafya yönünden makul sınırı aşmaktadır. Ancak müşteri listesi ve iç fiyat politikası gibi ticari sırlar, sözleşme olmaksızın da TTK m. 55/1-d kapsamında korunur. Davalının bu bilgileri kullanması haksız rekabet oluşturur.
Tehdit suçu ve silahlı/silahsız ayrımı
Sanık katılanı telefonda "seni bitireceğim" ifadesi ile tehdit etmekle suçlanmıştır. İlk derece mahkemesi silah tabirinin TCK m. 6/1-f uyarınca ateşli silahlarla sınırlı olmadığını, cep telefonu aracılığıyla yapılan tehditlerin TCK m. 106/2-a kapsamına girebileceğini değerlendirmiş, cezayı ağırlaştırmıştır. Dairemiz telefon tehdidinin tek başına silahlı tehdit kabul edilemeyeceğini, ağırlaştırıcı nedenin uygulanabilmesi için kullanılan aracın ya da ortamın mağduru savunmasız bırakacak nitelikte olması gerektiğini açıklamıştır. Somut olayda tehdidin içeriği ve koşulları basit tehdit sınırında kalmaktadır. TCK m. 106/1 uygulanmalıdır.
İştirak nafakası miktarının belirlenmesi
Davacı anne, velayeti kendisinde olan ortak çocuk için aylık iştirak nafakasının artırılmasını talep etmiştir. Davalı baba, ekonomik durumunun elvermediğini savunmuştur. Mahkeme talebi kısmen kabul etmiştir. Dairemiz TMK m. 182/2 uyarınca iştirak nafakasının belirlenmesinde çocuğun gerçek ihtiyaçları, tarafların ekonomik durumu, yaşam koşulları ve sosyal çevre dikkate alınır. Babanın serbest meslek sahibi olduğu, düzenli gelir beyanı sunmadığı, ancak sosyal yaşam göstergeleri itibarıyla takdir edilenden yüksek bir gelir seviyesinde olduğu tespit edilmiştir. Çocuğun eğitim dönemi ihtiyaçları, sağlık giderleri ve yaşının ilerlemesiyle birlikte artan masraflar gözetildiğinde tespit edilen nafaka miktarı ihtiyaçları karşılamaktan uzaktır. Nafaka belirlenirken taraflar arasındaki ekonomik dengenin değil, çocuğun üstün yararının esas alınması gerekir.
Menfi tespit — kötü niyet tazminatı
Davacı borçlu, icra takibine konu borcun bulunmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açmış ve İİK m. 72/4 uyarınca kötü niyet tazminatı istemiştir. Mahkeme, alacaklının takibe esas aldığı belgenin geçersiz olduğunu, ayrıca alacaklının kötü niyetli hareket ettiğini tespit etmiştir. Dairemiz İİK m. 72/4 tazminatının toplam takip konusu alacağın en az yüzde yirmisi oranında belirlenmesi gerektiğini, bunun altındaki takdir için özel gerekçe aranacağını hatırlatmıştır. Somut olayda %15 oranındaki takdir yetersiz gerekçelidir; yeniden takdiri gerekir.
Bono — keşideci imza itirazı ve ispat yükü
Davalı-keşideci, aleyhine icra takibi başlatılan bonodaki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açmıştır. Mahkeme, imza incelemesi için grafoloji raporu aldırmış, raporda imzanın davalıya ait olmadığı belirlenmiştir. Dairemiz bonoda imzanın inkarı halinde ispat yükünün, bonoyu takibe koyan alacaklıda olduğunu, imza sahibinin aynılığının kesin delil niteliğindeki bilirkişi raporu ile kanıtlanması gerektiğini hatırlatmıştır. HMK m. 211 uyarınca bilirkişi raporunun olgular üzerinde güven sağlayıcı olması gerekir. Somut olayda rapor kesin bulgu içermektedir ve takibin iptali doğrudur.
İşe iade davasında arabuluculuk süresi ve hak düşürücü süre
Davacı, iş sözleşmesinin geçerli bir sebep gösterilmeden feshedildiğini belirterek işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı işveren arabuluculuk başvurusunun yasal 1 aylık süre geçtikten sonra yapıldığını, bu nedenle davanın süre yönünden reddi gerektiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesi, arabuluculuk son tutanağı tarihi ile dava açma tarihi arasındaki 2 haftalık süreye uyulduğunu gözeterek davayı kabul etmiştir. Ancak Dairemiz değerlendirmesine göre İş Kanunu m. 20 uyarınca fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 ay içinde arabulucuya başvurulması zorunludur. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve resen gözetilir. Somut olayda fesih bildiriminin davacıya tebliğ tarihi ile arabuluculuk başvuru tarihi arasında 35 günlük süre geçmiş olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu durumda dava, hak düşürücü sürede açılmadığından esasa girilmeksizin reddedilmelidir. Arabuluculuk sürecinin sona ermesinden itibaren 2 haftalık dava açma süresine uyulmuş olması tek başına yeterli değildir. Sürelerin kümülatif olarak dikkate alınması gerekir.
Kat mülkiyeti — ortak alan kullanımı ve yönetim planı
Davacı kat maliki, davalının ortak alanı kendi dükkanına işgal etmesi nedeniyle eski hale iadesini talep etmiştir. KMK m. 18 ve 19 uyarınca ortak yer ve tesislerin kullanımı tüm kat maliklerinin ortak mülkiyetindedir; yönetim planında aksine hüküm yoksa hiçbir kat malikine özgülenemez. Somut olayda davalının ortak koridor ve depo alanlarını işgal ettiği, kat malikleri kurulunca muvafakat alınmadığı belirlenmiştir. Eski hale iade talebi kabul edilmelidir.
Yargıtay kararlarında semantik arama
Olayını anlat, yapay zeka en yakın emsal kararları sıralasın.